İngilterede Bir Kasaba: Canterburry

Spread the love

Kaldırımlarından, havasına  kadar sevdiğim İstanbul’a selamlar olsun…

Orta uzunlukta bir seyahatte olduğumu bilenler bilir. Bugün itibariyle on dört gün oldu bu şehre adım atalı. Neresinden tutarsan tut şirin sıcak bir şehir burası. İngilterenin Güneydoğusunda Kent kontluğuna bağlı bir şehir burası, kırk yedi bin civarında bir nüfusa sahip.

Geldim geleli elden geldiğince bir yerlere gitme, yeni şeyler keşfetme, tanıma fırsatını kolluyorum. Bir gözüm açık uyuyorum desem yalan değildir. Gelmeden önce şehirle ilgili bir iki araştırma fırsatı edinmiştim, geldiğim andan kısa bir süre sonra aşağı yukarı hepsini gezdim, gördüm. Açıkçası bu yazıda sadece onlardan bahsetmekle yetineceğim çünkü malumunuzdur ki her eseri düzgün okumak, anlamak ve ondan sonra bunlarla ilgili bilgi vermek gerek. Şehiri tek kelimeyle sorsanız burdaki insanlara ilk sırayı Katedral alır cevaplarında. Daha sonrasında “Royal Museum and Free Library”, “Marlowe Theatre”, ayrıca şehirde tarihi kapılar ve kuleler de var. Bugünlerde bir de Canterburry Festivali başladı. İşin bu kısmını kenara ayırıp toplumsal kısmını önceliğim yapıyorum açıkçası.

Burasının küçük olduğunu söylemiştim. Her yere yayan gidiyorum; otobüse binmem sayım beşi-altıyı zor geçer. Her tarafı yeşilliklerle dolu. Şehrinin her tarafında yerleşimin olduğu; insanlarının son derece yardımsever olduğu bir yer. Herkes bir diğerine elinden  geldiğince yardım etmeye çalışıyor. İnsanların yüzündeki gülümsemeyi okuyabiliyorsunuz. Altmışında biri aniden şemsiyesiyle dansa başlayabiliyor yada otobüsündeki şöfer yolcusuyla kimseyi rahatsız etmeden makara edebiliyor. Şehir merkezinde müzisyeni eksik olmuyor. Ayrıca şehrin ortasından nehir akıyor, nehri kanolar eşliğinde gezebiliyorsunuz. Bizim oralarda hafta(pazar) günü olarak alışverişe çıktığımız pazarlar burda daha az yoğunlukta ama daha fazla açılıyor. Meyveleri gerçekten kayda değer, son derece leziz. Dün armut yedim; okadar suluyduki yıkarken ortadan kırmışım. Tabi peynirlerinden de bahsetmeliyiz. Rengarenk, leziz ve hafif sevdiğim gibii tuzlu.

Herşeyden madem ufaktan bahsettik ufaktan siyasetinede dalalım. Burdada askerlerin izin günü cumartesi herhalde, yoksa ben bu kadar polis bile görmedim şehir merkezinde. Hatta gün içerisinde polis, polis arabası görmek çok nadir görünce hemen şaşırıyorum zaten. Akşamlar bir kaç tane oluyor malum bu şehirde yüz altmış beş pub var. Taşkınlık halinde olanlar olabilir diye herhalde( daha ben görmedim). Eklemeden geçmeyeyim  üniversitede var burda Christ Church Üniversitesi, Kent Üniversitesi, Girne Amerikan Üniversitesi; başka üniversite kampüsleride var ama aklıma gelenler bunlar şimdilik.

Gördüklerimden bir kısmını yazmamışımdır bu satırlara; sonraya niyet; bir kısmını ise daha çok incelemem gerek. Şimdilik havalar yağmurlu geçiyorum yakın bir  zamanda gecelerin uzuyacağını da düşünürsek artık yürüyüşler gecelere sarkacak gibi…..

 

Kaldırımlarından, havasına  kadar sevdiğim İstanbul’a selamlar olsun…

 

Bir cevap yazın